2004 yılında Dreamweaver ile site yapmaya başladığımda, sayfanın en altına “Bu site en iyi 1024×768 çözünürlükte görüntülenir” yazmak benim için işin tamamlanma imzasıydı. Çünkü web dünyasının ikinci on yılında sıklıkla karşılaştığım şeylerden biri de bu yazıydı. Site ekrandan taşarsa, yamuk görünürse veya yatay scroll çıkarsa sorumluluğu doğrudan kullanıcıya atmanın bir yolu olduğunu düşünmeden, büyüklerimizden kalan bir gelenekmiş gibi, o bilgilendirme olmadan sitenin gerçekten bir site olmayacağını düşünerek eklerdim.
Aradan başka on yıllar geçti. Ekranlar değişti, cihazlar çeşitlendi, arayüzler kiosklardan saatlere kadar gündelik hayatın her anına yayıldı. İnternete erişim arttı; kullanıcı türleri ve ihtiyaçları çeşitlendi. Kullanıcıya yüklenen sorumluluklar da aynı şekilde büyüdü. Arayüzler, işlem maliyeti yüksek dolambaçlı yollar sunmayı, seçenekleri eşitsiz biçimde göstermekte ısrar etmeyi, karar anını manipüle etmeyi ve tüm bunları şirketin/platformun kendi çıkarına yaparken bir yandan da kullanıcıya “ama bunu sen seçtin” demeyi gittikçe daha da çok sevdi.
Doktora döneminden beri ufak ufak üzerine kafa yorduğum arayüz tasarımının etik boyutunu, bu akışkan sorumluluk alanından yola çıkarak ve konuyu olabildiğince didik didik ederek tartışmaya çalıştım. Dijital arayüzlerde rıza, veri, erişilebilirlik, aldatıcı örüntüler ve kullanıcı özerkliği üzerine derlediğim; lisans ve lisansüstü düzeyde faydalı olmasını dilediğim açık erişimli bu kitaba aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
